|
||
Notice: Undefined index: no_view_links in /home/jeogenc/public_html/forum/Sources/Subs.php on line 1406 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/jeogenc/public_html/forum/Sources/Subs.php on line 1406 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/jeogenc/public_html/forum/Sources/Subs.php on line 1655 Notice: Undefined index: no_view_links in /home/jeogenc/public_html/forum/Sources/Subs.php on line 1656 still, still war die nacht, sessiz, sessizdi gece, nur reget sich sacht sakince kıpırdayan sadece, von dunste bedeckt, pus ile kaplı, ein see tief im walde, bir göldü ormanın derinlerinde, im schilfe, die schwäne, kuğuların sazlıkların içinde, ihr wehklagen hallte... yankılanıyordu ağıtları... die maid indes irrte genç kız başıboş dolaşıyordu, nächtens umher, etrafta gece vakti, ihr schmerz ungeborchen acısı henüz kırılmamış kein trost nimmermehr. kalmamıştı avuntu hiç. als ob man sie jage, sanki kovalıyorlarmış gibi, über stock, über stein, dağın taşın üstünden, immer tiefer ins dickicht, daha da derinlerine ormanın, ins dunkle hinein. içine karanlığın. ihr herz pochte - raste! - çarpıyordu kalbi - gümbürdüyordu! - wie donner in ihr, içinde gökgürültüsü gibi, die welt war im schlummer, dünya uykudaydı, allein war sie hier. yalnızdı burada. alleine im kummer, ıstırabıyla yalnızdı, der see lag vor ihr, göl önünde yatıyordu, das jammern der schwäne, kuğuların ağıtları, es lockte sie hierher... buraya çekmişti onu ... licht blitzte und zuckte, ışık parlayıp çaktı, erhellte die nacht, aydınlattı geceyi, ein grollen erklang! bir gümbürtü duyuldu die welt war erwacht. dünya uyanmıştı. von ufer zu ufer, kıyıdan kıyıya, das wasser schlug aus! vuruyordu su kendini, es toste und brauste kabarıyor, köpürüyodu zum rande hinaus. kıyılarının dışına. die maid war verlorn kaybolmuştu genç kız zu grimm ihre pein! ıstırabı fazla acı! die schwäne sie lockten kuğular onu cezbettiler, sie zu sich hinein. kendi içlerine. sie trieb auf den wogen dalgaların üstünde sürüklendi ins dunkel hinaus, karanlığın içine, sie trieb mit den schwänen kuğularla beraber sürüklendi ins dunkel hinaus... karanlığın içine ... ---------------------------------------------------------------------------------------- A bed of moss was granted, she laid down with a sigh, Embraced by the green blankets she kissed the world goodbye... Dying Brokenhearted bir yosun yatağı bağışlanmış bir iç çekişle uzanmış kabul edilmiş yeşil battaniye tarafından dünyayı öpmüş hoşçakal ------------------------------------------------------------------------------------------------ A night of december so dark and cold, I walked a path ages old The moon amongst the clouds revealed Lightning valleys, forest and field Embraced by silence i wandered the moor An endless landscape by my side When in the mist i saw a light Dancing through the hazy night I stood and watched the play in awe Was deeply touched by what i saw I told my friends what i did see And what they told did tremble me! It's said the ghost of a young, fair maid Is cursed to dwell beneath the shade Of the olden oak she died below O that was many moons ago AY...LAR ÖNCE Çok soğuk ve karanlık bir aralık gecesi Çok eski bir yolda yürüdüm Bulutların arsından ay göründü Vadileri ormanları ,çayırları aydınlatarak Sessizlikle kucaklaşarak kırları dolaştım Yan tarafımda sonsuz bir manzara Sislerin arasında,puslu gecenin arasında Danseden bir ışık gördüğümde Durdum ve hayranlıkla oyunu seyrettim Gördüklerimden derinden etkilendim Arkadaşlarıma gördüklerimi anlattım Ve onların anlattıklları beni ürpertti Söylenen,altında öldüğü eski meşe ağacının gölgesinde Yaşamak üzere lanetlenmiş Bir genç kızın hayaletiyle ilgiliydi Ve bu ay..lar önceydi ----------------------------------------------------------------------------------------------- Meagre trees in the shrouds, as old as the stones.... Mourners of abandonåd love, fornever their woes shall grow silent. O how many times may the moon has shone - reflected in these black lakes? Should it be that we can hear, the woes of those who ceased their lifes? O so old they are... they bare the neverending grief... Age-old miserability Ancient bitter beauty Lost is the hope of those, who walk the moors with pain in heart. ..and all joy it sinks, burried deep, forever presumed dead. O so old they are... they bare the neverending grief... Age - old miserability, a bitter beauty thrilling me YAS TUTANLAR Kefenler içindeki bereketsiz ağaçlar Taşlar kadar eski.. Terkedilmiş aşklara yas tutanlar Hüzünleri daima sesssizliği büyütüyor Ay kaç kez parlayabildi- Bu kara göller üzerinde yansıdı Şu olmalı mı ki,hayatlarına son verenlerin Hüzünlerini duyabilelim Oo,ne kadar yaşlılar.. Bitmeyen hüzünlerini açığa çıkarıyorlar Yaşlanmış perişanlık Eski acı güzellik Şunların..kalplerindeki acıyla Çalılıklarda yürüyenlerin ümitleri,kayıp ..ve bütün neşe gitmiş, Derine gömülmüş,sonsuza dek öldüğü düşünülmüş Oo,ne kadar yaşlılar.. Bitmeyen hüzünlerini açığa çıkarıyorlar Yaşlanmış perişanlık Beni ürküten acı bir güzellik ------------------------------------------------------------------------------------------------ Melancholy - still my desire for thy precious tragedian wine... Sweep me away, into the vale of thine! Where sorrow's strong and so is joy. melankoli...senin çok değerli trajedik şarabın için,hala arzum süpür beni,sana ait olan vadiye hüznün ve aynı zamanda neşenin kuvvetli olduğu yere Melancholy - still my desire, O let my heart by thee inspire... O fill the air with thy sweet scent, Let thy light, thy star crescent. melankoli..hala arzum,ve bırak kalbim ilham kaynağın olsun O,havayı o tatlı kokunla doldur bırak senin ışığın,yıldızın ayın olsun Wherever she dwells I will bid a farewell sigh For she dwells with beauty - beauty that must die And deep inside me I will wait for her return To her enchanting, awe-inspiring flame I'll yearn o nerede olursa olsun,iç çekerek veda edeceğim çünkü o güzelliğiyle duruyor-ölmesi gereken güzelliğiyle ve ta içimde onun dönüşünü bekleyeceğim onun cazibesini,korkuyla esin veren alevini özleyeceğim O lust and rueful thought be mine, My soul enhanced, desires... Melancholy. My heart is thine. ihtiraslı ve kederli düşünceler benim olacak ruhum yükseldi,arzular.... melankoli kalbim senin ------------------------------------------------------------------------------------------- And again the moon is on the wave, gliding gently into me, on silent wings the night comes from there, as my heart longs to thee... ...for in my hand I still hold the rose that froze long times ago, its leafs have withered, it ceased to grow - left in me is woe. The wine of love, is o so sweet, but bitter is regret, I knew at sunset I would meet the ascending veils of dread. Before my eyes nocturnal curtains fall, The dark and gentle haze of the night, greedily devours all. The Night: "Woe to him whose heart is filled with bitter rue and who drowns in grief" In the silence of the night I loose myself, it makes me drunken with its sweet blue sound. In the drunk'ness of solitude I fear no more the solemn realms of death No single sigh from my lips as I drink the wine of bitterness My heart is aching nevermore for I know that all may end Just I and the poetry of the night Now forever one.... Just I and the poetry of the night, now forever one, The ensemble of silence plays so beautiful for me... SESSİZLİK TOPLULUĞU ve tekrar ay dalgalanmakta,hafifçe içime doğru kayarak sessliğin kanatlarında gece oradan gelmekte ve kalbim oraya doğru uzanıyor çünkü elimde uzun zaman önce donmuş bir gülü tutuyorum yaprakları solmuş,büyümesi durmuş,içimde kalan keder aşkın şarabı,o kadar tatlı ki,ama üzüntüsü daha acı biliyorum ki günbatımında korkunun örtülerinin tırmandığını göreceğim gözlerimin geceye ait perdesi düşmeden önce karanlık ve gecenin sisi hepimizi hırsla yutar Gece: keder ki..kalbi acı bir pişmanlıkla dolmuş veüzüntüyle boğulmuş olanlara.. gecenin sessizliğinde kendimi kaybediyorum tatlı mavi sesiyle beni sarhoş ediyor sessizliğin yokluğunda ölümün cidiyetinden artık korkmuyorum şarabın acılığını içtiğimde tek bir fısıltı dudaklarımdan çıkmıyor kalbim artık daha fazla ağrımıyor çünkü biliyorum ki herşey sona erebilir ben ve gecenin şiiri gibi şimdi daima bir.... ben ve gecenin şiiri gibi,şimdi daima bir, sessizlik topluluğu benim için çok güzel çalıyor -------------------------------------------------------------------------------------------- It was an eve in late summer, autumn was nigh Still a warm sun did colour the sky The meadows did shine in a strange golden light And vales did forth the soft haze of night When through the air a voice did resound Beckoning the shepherd to rise from the ground The shepherd: "what sweet voice does sing in such a woebegone tone? What maiden does wander the heather alone?" Bewitched by its tone, he followed her song, Whilst the sun did descend and the shadows grew long In the dim light of dusk, near the sparkling cascade On a moss covered stone sat a crying young maid The shepherd: "why art thou dreary? what happened to thee? What song didst thou sing so woefully?" The maiden: "go whither o shepherd! don't sadden thine heart Thou canst not help me - not thou who thou art! An old man who's been born in a cradle of wood Of a tree that at least a hundred years stood, Cut by a boy who at heart was still pure - Might be my redeemer if he knew that he could..." turkish: Yazsonu arifesiydi,sonbahar yakındı Hala ılık bir güneş göğü ısıtıyordu Otlaklar garip bir altın ışıltıyla parlıyordu Ve vadiler gecenin pusunu dışarıya atıyordu Gökyüzünün arsından bir ses yankılandığında Çobanı yerden kaldırdı Çoban ''bu kadar kederli bir tonda ne kadar tatlı bir ses şarkı söylüyor? Hangi bakire bu çalılıklarda yalnız dolaşıyor?'' Ses tonuyla büyülenmiş.şarkıyı takip etti, Güneş batarken ve gölgeler büyürken Akşam karanlığının donukluğunda ve parlayan şelalenin yanında Yosunla kaplı bir taşın üzerinde ağlayan genç bir kız oturuyordu Çoban ''neden üzgünsün?sana ne oldu? Hangi şarkı seni bu kadar hüzünlendirdi?'' Bakire ''nereye gidiyorsun çoban.kalbini hüzünlendirme, Sen bana yardım edemezsin,ne kadar hünerli olursan ol! Bir ağacın tahta beşiğinde doğmuş ve en az yüzyıldır orda olan,yaşlı biradam Kalbi hala saf olan bir genç tarafından kesildi- Yapabileceğini bilseydi benim kurtarıcım olacaktı...'' ------------------------------------------------------------------------------------------------- When shadows grow longer and the sun sets for the forthcoming night; our sorrow is stronger as darkness and death are now near by our side. Many a sun will set and tears of grief will be shed... GÖLGELER DAHADA UZADIĞINDA gölgeler daha da uzadığında ve güneş gelecek olan gece için batarken acılarımız daha güçlü karanlık ve ölüm şimdi bizim tarafımıza yakın. birçok güneş batacak ve acının gözyaşları dökülecek... [/b] Gönderilme zamanı: 24 Mayıs 2009, 02:50:12 bu sözler intihara sürüklemeyecek gibi de değilki be kardeşim.! |
||
|
||
koca sitede kimse empyrium dinlemiyor sanırım
|
||
|
||
| ah empyrium. hiç bu kadar sevineceğimi düşünmemiştim. | ||