Öte Ülke
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

                           
Sayfa: [1]   Asagi ittir
   
Gönderen Konu: Öte Ülke  (Okunma Sayısı 455 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

etkisiz_eleman

not o-fucking-kay

*

Üye No : 401
Yas : 22
Cinsiyet : Bayan
Nerden : ankara
Konu  : 142
Mesaj : 1.654

= 1626
Bu neyin kafası?

WWW
Durumum:

Offline
« : 12 Eylül 2008, 20:35:53 »


Brevibakter için güzel bir gündü. Sabah kalktı ve “ne kadar güzel bir gün” diye içinden geçirdi. Kurt gibi acıkmıştı. Kendisine güzel bir kahvaltı hazırladı. Ardından dışarı çıktı. Kimsenin çalışmadığı, aile kavramının, devletin, özel mülkiyetin dolayısıyla hırsızlık kavramının olmadığı bir ülkeydi burası. Herkes huzurla onlara sunulan nimetlerin tadını çıkarıyor ve birbirlerine gülümsüyordu. Karnı acıktığında durup bi yerde yemek yiyenlerin sofrasına hiçbir şey söylemeden oturdu. Yadırgamak şöyle dursun ona sevgiyle gülümsedi sofradakiler. “Nasıl gidiyor?” diye öylesine sordu. Brevibakter, sanki çok garip bir şey söylemiş gibi diğerleri onun suratına baktı. Bakıştılar. Sonra yemeğe devam ettiler. Brevibakter yemekten sonra hiçbir şey söylemeden çekti gitti. Dağları, kırları gezdi bütün gün. Akşam yatağına yattığında sabah uyandığı kadar mutlu değildi. Aklından bir soru bir türlü gitmiyordu. Sofradakiler neden ona cevap vermemişlerdi? Uzun uzun düşündü bunu. Sonra sorular birbirini kovaladı. Neden hiç kimse konuşamıyordu kimse birbiriyle, niye kimsenin bir adı yoktu, neden herkesin adı Brevibakter’di. Bu soruları düşüne düşüne uykuya daldı. Sabah çok mutsuz kalktı. İştahı yoktu ama mutfağa gitti, zira mutfaktan “gnam gnam” diye sesler geliyordu. Baktığında mutfak masasında daha önce hiç görmediği üç kişi yemek yiyordu. Onun içeri girmesiyle bir müddet ona baktılar ve sanki hiçbir şey olmamış gibi yemeklerine devam ettiler. “Nasıl gidiyor?” diye sordu karşısındaki üçlüye, cevap alamayınca ısrar etti. İçlerinden en genci yemekten kafasını kaldırdı ve “Nasıl mı gidiyor? Bu ne saçma bir soru” diyip güldü, diğerleri de “saçma” diye tekrar edip güldüler. İyice sinirlendi Brevibakter, ülkesinde ilk defa biri sinirleniyordu. “Arkadaşlar neden hiç konuşmuyoruz birbirimizle, kimiz biz, neden herhangi bir konuda en ufak bir merakımız yok, neden hiç soru sormuyoruz, neden, neden, neden?” diye haykırdı. Aralarından en yaşlı olanı, tek dişiye gevelediği lokmasını yutarken “En son 80 yıl önce biri bana halimi hatırımı sormuştu. Bana onun delirdiğini söylemişlerdi. Evet, hatırlıyorum da gerçekten garip hareketleri olan bir adamdı. Zaten bir daha görmedim onu, Öte Ülke’ye gittiğini duydum bir ara” dedi. Diğeri, “Öte Ülke mi? Orda özgür insanların olduğunu duymuştum” diye söze karıştı. Sessizce diğerlerini dinleyen diğeri ise “Saçmalamayın Öte Ülke diye bir yer yok, özgürlük diye bir şey yok” diye diğerlerini azarlayarak gnam gnam diye yemeğe devam etti yemeğini. Brevibakter, “Ben Öte Ülke’ye gitmeye çalışıcam” dedi. “Saçmalama yok dedim sana öyle bir yer” diye itiraz etti sinirli olanı. “Olsun. Olmasa da gitmeye çalışıcam, en azından bir amacım olur şu hayatta” dedi.
 

        “Oğlum yaşa lan! Sosyalleş! Hayvan gibi oldun” dedi Vedat Abi. “Abi sosyalim ya ne güzel konuşuyoruz işte hep beraber” diye itiraz ettim. “Oğlum sen buna yaşamak mı diyorsun? Bak şimdi gençsin ilerde çok kafana vurursun, dergi ortamlarında ömrümü çürüttüm diye” dedi. “Abi ekmek teknesi, ne yapalım çizmeyelim mi yani” dedim. “Çiz oğlum çiz ama insan biraz da kendine zaman ayırır. Bir sayfa çizeceksin diye 6 gündür evde oturuyorsun. Kafan mı az çalışıyor senin, anlamadım ki ben seni. Altı üstü bir sayfa lan. Bir saatte çizilir sonra insan neşesine bakar. Yoksa niye çalışıyoruz ki, eğlenmeyeceksek” diyerek azarladı. “Abi işimdeyim gücümdeyim” deyip göz kırparak güldüm. “Ya bırak şimdi köşe adı göndermeli karşılık vermeyi. Ne yapacaksın şimdi sen mesela” diye sordu. “Eve gidip uyuycam abi, sabahladık, zaten dün de uyumadım, gidip nefis bir uyku çekmeyi planlıyorum kendime” diyerek gülümsedim. “Yürü gidiyoruz” diyerek kolumdan tuttu. “Nereye gidiyoruz” dedim,“Seni insanlarla tanıştırıcam, insan olacaksın bundan sonra. Gümüşsuyu’nda bir arkadaşın evi var oraya gidicez önce” dedi. “Abi dur, sabahladık. Çok yorgunum ben gelmeyeyim başka zaman gelirim” diye ne kadar itiraz etsem de dinletemedim, sürüye sürüye götürdü beni Gümüşsuyu’na. Eve yaklaştıkça tedirginliğim hat safhadaydı. “Ne oğlum kıpır kıpır oldun. Oğlum normal bir arkadaş lan. Sanki baş göz etmeye götürüyoruz seni. Sakın o gözle bakma kıza çok yakın arkadaşım. Biraz konuş muhabbet et” dedi. “Yok abi her ne kadar 20 yıldır bir kadına dokunmadıysam da hayatta o gözle bakmam arkadaşına. Ama ayakkapları 3 gündür çıkarmadım be abi. Kokutmayalım şimdi evi. Bütün tedirginliğim bu yüzdendir yoksa ne bakıcam abi biblo gibi olduğunu şimdiden tahmin ettiğim o arkadaşına. Bak normalde yürürken hayata karşı bir takım çıkarımlar yapan, karikatür sanatını nasıl daha ileri götürebiliriz diye tezler düşünen bir insanımdır, şu yol boyunca ayağımdan başka bir şey düşünmez oldum” diyerek yaltaklandım. “Çorap alalım sana” dedi. İkimizde yazarlık kariyerimizi bir kenara bırakıp tüm Gümüşsuyu bakkaliyelerinde yana yıkıla çorap aradık. Çorap nasıl da gündemimize oturmuştu.
 

        Bütün bunlar olurken Brevibakter yemek yiyen üçlüyü mutfakta bırakıp yollara vurdu kendisini. Karşılaştığı herkese Öte Ülke’ye nasıl gidebileceğini soruyordu. Öte Ülke hakkında en ufak bir bilgiye bir türlü ulaşamamasına rağmen bir türlü yılmıyordu. Ülkede de onun Öte Ülke’yi aradığı kulaktan kulağa yayılıyordu. Bir gün gizemli birisi ona seslendi, “Hey Öte Ülke’yi aradığını duydum” dedi. Brevibakter gizemli yabancıya gülümsedi, “Yoksa oraya gittiniz mi?” diye sordu. “Hayır, ama hakkında çok şey duydum. Yıllar önce oraya buradan çok büyük bir kafile gitmiş. Büyük tufanla birlikte. Nerdeyse tüm ülke gitmiş. Kalan birkaç kişi ise bizim atalarımızmış ve ülkeyi yeniden kurmuşlar. Yaşlı bir bilge burada beklersem tufanın yeniden geleceğini söyledi, istersen sen de benimle bekleyebilirsin” dedi. Birlikte gelip gelmeyeceği kesin olmayan tufanı beklediler.
 

        Her ayağı kokan gibi eve girer girmez bir civelek misali hızlı hareketler sergiliyordum. Vedat Abi ise bana nazaran daha sakindi. Montumu askıya astıktan sonra karşımdaki kibar bayanı tam bir centilmen gibi selamlayarak “Lavaboyu kullanabilir miyim?” dedim. “Lavaboyu” diyerek gerçektende lavaboyu kastettiğimi bilmeyerek lavaboyu gösterdi genç ve kibar bayan. İyice kararmış gri çorabımı hışımla çıkarıp ayağımı lavaboya uzattım, suyu açıp sıvı sabunla parmaklarıma varıncaya kadar ovdum ha ovdum. Ovarken Brevibakter ve gizemli yabancının el ele tutuşarak öte ülkeye giden sulara kendilerini bıraktıklarını nerden bilebilirdim, sadece “Ölsün bakteriler, kesilsin koku” diyerek sevindim.
 

        Elimi kapşonumun cebine attığımda bir liralık yeni siyah çorabım yoktu, montun cebinde kalmıştı. Eski kirli çoraplarımı giyerek içeri gittim. Siyah çorapla içeri gireceğimi zanneden Vedat’ın gözleri gri çorabıma doğru iri iri açıldı. Kafasıyla “Niye giymedin yeni çorabını?” dercesine bir bakış attı. “Şşş her şey kontrolüm altında” dercesine duruma hakim gibi, sanki bu benim tercihimmiş gibi bir bakış attım. Ve evdeki tek misafir terliklerini kız arkadaşı mutfaktayken Vedat’tan istedim. “Umutcuğum kız bana verdi terlikleri şimdi sende görürse ne diyeceğiz?” diyerek vermedi. Yalvardım yine vermedi, ben de halının altına soktum ayaklarımı. Ev sahibi bayan geldi tanıştık filan, muhabbet koyulaştı. Evin kedisi ise kapıdaki ayakkabılarımı koklaya koklaya müptelası olmuştu, başından ayrılmıyordu ayakkabıların pezevenk. Ortam yumuşadığında montuma doğru çaktırmadan ilerleyip çorabı cebime koydum. Ardından tekrar gelip biraz daha muhabbet ettim bu zeki, kibar ve güzel bayanla. İkinci kez tuvalete gitmem yadırganmayacak kadar zaman geçince tekrar lavaboyu kullanmaya gittim. Bir su daha vurarak ayağıma bütün ülkeyi  Öte Ülke’ye yollamayı başardım. Yepisyeni çoraplarımı giyerek ortama tekrar bütün özgüvenimle katıldım. Vedat’ın gözleri tekrar ayağıma bakarak büyüdü. Şimdi de gri çorapla girip siyahla çıkmıştım. Ne yapıyorsun Allah aşkına dercesine bir daha baktı. “Şşş her şey kontrolüm altında” dercesine duruma hakim gibi, sanki bu benim tercihimmiş gibi bir bakış attım. Sonra ne mi oldu, konuştuk eğlendik sosyalleştik. Evden çıkarken tekrar görüşmeyi çok istedim genç bayanla, müptela kediyi ise sevgiyle okşadım. Bir daha ki sefere ışığı iyi hesaplamamı söyleyip güldü, ne demek istediğini anlamadım ama ben de güldüm.
 

        Yolda Vedat Abi’ye beni sosyalleştirdiği, yeni insanlarla tanıştırdığı için çok teşekkür ettikten sonra arkadaşının ışığı hesaplamak derken neyi kastettiğini sordum. “Oğlum banyonun penceresinden gelen güneş ışığı olduğu gibi lavaboya uzanmış ayağınla seni buzlu cama vuruyordu lan. Gölge oyunu gibiydi. İkimizde susarak seni izledik uzun uzun” diyerek güldü. Utandım.

Umut Sarıkaya'ya aittir..en sevdiğim yazılarından biri  :) İyi okumalar  ;)
Logged





Sana baktıkça güzelleştim.
Çiçek oldum, çocuk oldum, aşık oldum.
 
Sayfa: [1]   Yukari firlat
Cevap Yaz Yeni Konu Haberdar Et Okunmadi Say Bu Konuyu Gönder Yazdir
Jeogen Tags
GoogleTagged: brevibakter

 
Gitmek istediğiniz yer:  

Belki bunlarda isine yarar
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Eurovision’da finale kalan 10 ülke belli oldu Gündem Jeogen 0 420 Son Mesaj 23 Mayıs 2008, 11:30:51
Gönderen: Jeogen
Jeogen.com 94 Ülke, 769 Şehri Fetheti.. Duyurular « 1 2 3 4 » Jeogen 32 9670 Son Mesaj 18 Ekim 2010, 18:41:42
Gönderen: tatalanya
Güneşin Dünya Üzerinde Batmadığı Tek Ülke İsveç-Norveç Sınırları Arsında Bir Göl jeoGEnVEZE sterlicya 6 807 Son Mesaj 22 Ekim 2009, 20:50:48
Gönderen: rock_stil
TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc